Trompet uzun süre eksik bir çalgıydı.
Doğal trompette piston yoktu; çalgı yalnızca doğal ses dizisini verebiliyordu. Bu, pes bölgede yalnızca birkaç ses, tiz bölgede ise daha sık aralıklarla dizilmiş sesler anlamına gelir.
Barok dönemde besteciler bu kısıtı tiz bölgeye çıkarak aştılar. Clarino adı verilen bu icra biçiminde trompet, ses dizisinin sıklaştığı üst bölgede melodi taşıyabiliyordu.
Ancak orta ve pes bölgede kromatik ezgi yazmak mümkün değildi.
Değişim on sekizinci yüzyılın sonunda geldi. Viyana saray trompetçisi Anton Weidinger 1792'de gövdesine anahtarlar eklenmiş bir trompet üzerinde çalışmaya başladı. Bu çalgıda tam kromatik dizi mümkün hâle geldi.
Joseph Haydn konçertosunu Weidinger için yazdı; ilk seslendirme 22 Mart 1800'de Viyana'da yapıldı. Eser, o güne kadar trompette duyulmamış diyatonik ezgiler ve kromatik geçişler içerir.
Üç yıl sonra Johann Nepomuk Hummel de aynı icracı için bir konçerto yazdı.
Anahtarlı trompetin yaygınlığı kısa sürdü; pistonlu trompet kısa süre içinde onun yerini aldı. Haydn konçertosu ise uzun süre unutuldu ve konser repertuvarına ancak yirminci yüzyılda geri döndü.
Bugün bu iki eser trompet repertuvarının merkezindedir. Derslerimizde repertuvar çalışması, eserin hangi teknik imkânla birlikte doğduğu anlatılarak yürütülür.